Solar Invento Blog

Bu, tekli bir blog yazısıdır. Görüşlerinizi yazabilirsiniz, kayıt yaparak!
17
Kas

Su Kaynaklarımızı Koruyalım

Su, bireylerin en temel gereksinimi olma ve başlıca ekonomik faaliyetlere kaynaklık etme özelliği ile ulusların devamlılığı için yaşamsal bir kaynaktır.

Sosyal ve ekonomik faaliyetlerin sürmesi büyük ölçüde temiz ve yeterli su arzına sahip olmaya bağlıdır. Su kaynaklarının geliştirilmesi ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı yapmaktadır. Öte yandan, nüfus ve ekonomik faaliyetler arttıkça birçok ülke hızla su sıkıntısı çeker duruma gelmekte ya da ekonomik gelişmeleri kısıtlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma politikası doğrultusunda, su kaynaklarını tasarruflu kullanma bilinci yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası her düzeyde geliştirilmelidir.

Su, hayatın kaynağı, dünyanın 3/4’ü; vücudumuzun %80′ i su. Kana kana içtiğimiz, duş yaptığımız, yağmur olup yağdığında sevdiğimiz ama sel olup aktığında korktuğumuz su.

Su insan için çok önemli. Ama öte yandan da dünya nüfusunun artması, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve kullanım şekli, su ile ilgili ciddi sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. İşte bu konudaki gerçeklerin bir kısmı:

• Dünyadaki tatlı suyun %80′ i buzul olarak kutuplardadır.
• Dünyadaki nehirlerin yaklaşık 2/3′ ü (yaklaşık 300 nehir) sınır ötesi su olarak bir kaç komşu ülke tarafından paylaşılmaktadır. Bu nehirlerin hemen hemen tamamı komşu ülkelerle sorunlara yol açmaktadır.
• Yaklaşık 1,1 milyar insan temiz içme veya kullanım suyundan yoksundur.
• Her yıl yaklaşık 5 milyon insan temiz su ile ilgili hastalıklardan dolayı ölmektedir.
• 2025 yılında dünya nüfusunun üçte biri şiddetli derecede su sıkıntısı çekecektir.
• Halen dünyada 2,8 milyar insan şehirlerde yaşıyor, bu rakam 2025’te 4,5 milyara yükselecek. Şehirler temiz suya daha fazla ihtiyaç duymakta olup aynı zamanda da daha büyük atık su sorununa yol açmaktadırlar. Şehir nüfusunun artması ciddi su sorunlarını beraberinde getirecektir.
• Ülkemizdeki 3200 belediyenin yaklaşık 50 adedi kanalizasyon sularını arıtmaktadırlar. Başka bir deyişle nüfusumuzun yaklaşık 50 milyonuna ait kanalizasyon suları doğrudan nehirlere dolayısıyla göl ve denizlere akmaktadır.

Bunlar, su ile ilgili gerçeklerin sadece bir kısmı. Bu ve buna benzer konuların ciddi bir şekilde dünya gündemine gelmesiyle BM Genel Kurulu 1993 yılı Aralık ayında aldığı bir kararla her yılın 22 Mart gününün ” Dünya Su Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün “Dünya Su Günü” olarak kutlanmasına karar vermiştir. Ortaya çıkışı BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın sonuç metni olan Agenda21’in su kaynaklarının gelişimi ile ilgili 18. bölümüne dayanan Dünya Su Günü, suyun önemi ile ilgili bilincin geliştirilmesi ve Agenda21’de sunulan önerilerin uygulanmasının sağlanması için, bütün ülkelerin ulusal düzeyde konferans, seminer, sergi, yayın ve doküman dağıtımı gibi bir dizi etkinlik yapmasını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

22 Mart Dünya Su Günü ile ilgili ilk çalışmalar Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi tarafından 1993’te başlatıldı.

Temel konular

1. İçme suyu ile ilgili problemler,
2. Gelişen nüfusa bağlı olarak su yapılarının korunması ve yapımı ile ilgili toplumu uyarmak ve önlemleri arttırmak.
3. Dünya Su Günü’nde devletler, uluslararası kuruluşlar ve sosyal kuruluşlarla dayanışmayı ve birlikteliği arttırmak.
Strateji
1. Ülke ve dünya basını ile bağlantıları geliştirmek, gündemde kalmak ve gündem oluşturmak.
2. Çocukları ve gençleri hedef almak,
3. Belgelerin yayınlanması,
4. Su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili konferans, yuvarlak masa ve seminerler yapılması,
5. Paylaşım ve kişisel yardım programlarını ilerletmek,
6. Kamu ve özel sektör yardımlarını, destek ve katılımlarını arttırmak.

1995’ten günümüze kadar her yıl bir konu tespit edilmiş ve 22 Mart günü tartışılması kararlaştırılmıştır. Buna göre;

— 1995 yılında Kadınlar ve Su
— 1996 yılında Kirli Şehirlere Su
— 1997 yılında Dünyanın Su Potansiyeli Yeterli mi?
— 1998 yılında Yeraltı Suyu ve Görünmez Kaynaklar
— 1999 yılında Su Kaynakları Etrafında Hayat
— 2000 yılında 21. Yüzyılda Su
— 2001 yılında Su ve Sağlık
— 2002 yılında Kalkınma İçin Su
— 2003 yılında Gelecek İçin Su

Konuları ele alınmıştır.

TOPRAĞIN ÇÖLLEŞMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

Yurdumuzdaki göllerdeki kuruma ve çölleşmeyi görünce ben aşağıdakileri düşündüm sizde yazın
-Saat 22:00 ile sabah 07:00 arası elektrik tüketimi az ve ucuz arz fazlası var sulamanın olmadığı kasım-nisan arasında
-Menderes nehrinin kaynağı dinar ilçesi yakınlarıdır buradan akşehir ve eber gölünü beslemek
-Kızılırmakda mümkünse sivas yakınlarından çıkan acı suyu tecrit edip tuz ve beyşehir gölünü beslemek
-Melen çayı ve sakarya yı birleştirip kuraklık da trakyayı beslemek üzere deniz dibinden takyaya boru hattı
zaten çöl olan ülkelerin yaptığı yöntemler yerine çöl olmadan ağaç dikerek çöl olmama yolunu seçsen?
– Ağaç iklimi serinletir yağışı arttırır suyu tutar.
– Ağaç erezyonu önler.
– Ağaç temiz havayı arttırır…vs

Yani zaten çöl olan ülkelerin seçtiği önlemler, çöl olmadan önce bu işin tek kurtuluş yolunu seçsen daha mantıklı gibi diyorum..

Yaptırım gücüm olsa herkese yaşı kadar ağacı dikme ve yetiştirme zorunluluğu getirirdim.

Vatandaşların bilinçlenmesi her tür sorunun önüne geçer. Bireysel bilinçlenme çok önemli. Gereksiz su ve elektrik tüketimi çığ gibi. Hele kaçakları da dahil etmiyorum. Doğaya karşı umursamazlıklar da cabası. Ülkeler, devletler önlem alsa ne yazar? Ülkeyi ve devleti kimler oluşturuyor? Bireyler. Herkes kendi kapısının önüyle ilgilenecek biraz da. Bireysel bilinçlenme olmadan bir ülkenin gelişmesi imkansızdır. Çölleşme devletin değil, Ahmet’in ve Mehmet’in sorunu aslında. Çölleşme her bireyin sorunu zaruri durumlar ileri nesiller için alışkanlığa dönüşecektir.

Çölleşmede, yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, suçların artışı, ekononimin kötü olması, üretim sanayinin zayıf olması, ithalatın çok ihracatın az olması, adalete güven olmayışı vs. gibi bir tek şeyin sonucudur!!!!

O da TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ’ nin maalesef çok geri ve zayıf olmasıdır.

Biliyorsunuzdur Konya Ovasınıda bitirdiler. Bilinçsiz sulama sayesinde yeraltı suları tükenmek üzere! Yani eğitim…

Yanlış kullanılan tarım arazileri de belli bir zaman sonra vasfını yitirmektedir! Yani eğitim…

Ağaçların bilinçsiz kesilmesi, yaşlı genç demeden ne varsa kes götür mantığı!
Yani eğitim…

İstatistikleri bilmiyorum ama sanırım Avrupaya göre bizim geri dönüşüm oranımızda çok düşük! Kaç kişi kullandığı çöpleri ayırıyor? Ben de ayırmıyorum çünkü ayırsam ne olacak ki aynı yerde birleşecekler!!

Ben eğitim diyorum. Gerisi sadece geçici çözümler olur…

Geçen gün trt de bi belgesel izledim…Lübnanda adamlar çölün ortasında kazı yapıyorlar yaklaşık 2000 metre derinliğe su çıkarıyorlar..bu suyla lübnanda tarım işine girmişler…biz her türlü su olanağımızın olmasına rağmen hala çölleşmeye gidiyoruz. Hala bu akar suları elektrik enerjisine çeviremiyoruz…İstedikten sonra herkes çölleşmeyi durdurabilir. Biz pek istemiyoruz galiba…

Ham maddesi ağaç olan herşeyin zannedersem geri dönüşümü oluyor. Onları atmak yerine tekrardan bir işe yaramasını sağlamak en basit yöntem gibi geliyor.

Keşke ağaç dikmek bunun tek çözümü olsaydı. Ağaç dikmenin yanında, Amerika ve Çin’ i sera gazı atıklarını azaltmaya, dolayısyla küresel ısınmanın durdurulmasına ihtiyaç var sanırım.

Çölleşme rüzgarın etkisi ile olur. İlkönce tarım alanı yapmak istediğimiz bir bölgeye büyük rüzgar setleri konur. Daha sonra psammofit bitkiler yani kumu seven bitkiler oraya ekilir. Belirli bir yıllık döngüden sonra psammofitlerin çürümesi ve toprağa karışması toprağım humus kapasitesini arttırır. Artık toprak eskiden olduğu gibi sadece kum değildir. Sonra yavaş yavaş daha farklı bitkiler ekilmeye başlanabilir. Bir kaç yıllık döngüden sonra ise toprağa yapay olarak gübreleme de yapılabilir.evet artık toprak yavaş yavaş verimli hale gelmiştir ve biz bunu tarımda kullanabiliriz.

Ülkemizde konya çevresindeki verimsiz çöl alanı yukarıda anlattığım yöntemle verimli hale getirilmiştir ve şuan orada tarım yapılmaktadır.

Aşırı rüzgar tutuan ve aşınımın çok yüksek değerlerde olduğu bölgelere direk ağaç dikemezsiniz. Çünkü ağaç oraya tutunamaz ve ölür.

Leave a Reply

You are donating to : Solar Invento Foundation

How much would you like to donate?
$10 $20 $30
Would you like to make regular donations? I would like to make donation(s)
How many times would you like this to recur? (including this payment) *
Name *
Last Name *
Email *
Phone
Address
Additional Note
Loading...